DOLAR
47,7565
EURO
55,1644
ALTIN
6.708,89
BIST
13.704,52
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kütahya
Az Bulutlu
32°C
Kütahya
32°C
Az Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Az Bulutlu
26°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
26°C
Pazar Yağmurlu
25°C

Kendini Tanıyabilmek

02.04.2025 13:22
301
A+
A-

Benim futbolla yakından ilgilendiğimi çoğu insan bilir. Bilmeyen varsa, 23 yaşından beri doğup büyüdüğüm Çamlıca’nın takımının başkanlığını aralıksız yaptığımı söylemem yeterli olur sanırım. Konu futbol olunca yereli bırakın, Türkiye hatta dünya gündemini bile yorumlayabiliyoruz. Bayram öncesi Beşiktaş ile Galatasaray lig maçında karşı karşıya geldi. Beşiktaş’ın hocası Solskjaer, bu maçı kesin kazanmak ve camiasına mutluluk vermek adına akıllı bir iş çıkardı ortaya. Maça 4-6-0 taktiği ile çıktı. Sıfır hücum hattı denildiğinde hemen gol atmaktan ziyade gol yememeyi düşünen bir sistem geliyor aklımıza. Ama Beşiktaş’ın hocası bu maç öncesinde kendini yani takımını iyi tanımış ve bir karar vermiş. Sonuçta maçı 2-1 kazandı. İnsanın kendini tanıması kadar güzel bir şey yok. Bu örnekten yol çıkarak siyasi partilere kendilerini iyi tanımalarını öneriyorum. Hangi parti, nerede, nasıl, kimlerle ve niçin yürüyor? Bunları bilmeden mi yürüyorlar, yoksa yürüyüşlerindeki kararlılık önemli mi? Bu ve buna benzer çok sorular akla gelebilir. Tekrar futbola döndüğümüzde, maçtan sonra eski milli futbolcu ve günümüzün yorumcularından Nihat Kahveci: “Galatasaray şampiyon olamazsa, sezon sonunda sadece yönetim ve hoca değil, futbolcular, hatta malzemeciler bile gidebilir” diye yorum yapmış. Doğru mu doğru! Siyasette de bu yorumda olduğu gibi benzer sonuçları geçmişte defalarca gördük. Hem Türkiye’de, hem Kütahya’da siyasetçilerin kendini tanıması ve ona göre hareket etmesi gerekiyor. Başarılı olamadığı takdirde, yapılan işlerin ve getirilen hizmetlerin hiç mi hiç hükmü kalmıyor. Hangi alanda olursa olsun, mış gibi yapanlar sayesinde hemen sizin yerinize birileri geçiveriyor. Özetle maçı kaybettiğinizde şampiyonluk hayal olur ve bütün hedefler bir anda yok oluverir. Benden söylemesi.

HERKESİN BİR DERDİ VAR!

2025 yılında sanat camiası önemli isimlerini ebediyete uğurladı. Ferdi Tayfur ile başlayan bu acı haberlerin en sonuncuları ise Edip Akbayram ve Volkan Konak oldu. Olaya herkesin baktığı gibi bakmadan bu konuyu ele almak istiyorum. Sanatçılar, şarkılar, türküler bizim ömür boyu yaşayacak değerlerimizdendir. İçinde acılarımız, kederlerimiz, mutluluk ve sevinçlerimiz gibi birçok duygumuzu barındırıyor. Kim söylerse söylesin herkesin ruhunu rahatlatan şarkılar ve türküler elbette var ama günümüzde sanatçılar ve söyledikleri eserleri kişiselleştirme gibi bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Bir grup çok sevdiği sanatçıyı kendi görüşüne özgü gibi değerlendiriyor. Karşı grupta diğer sanatçıyı bilerek ve isteyerek bu hale getiriyor. Bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Müzik evrensel ve biz ruhumuza iyi gelen müzikleri elbette sevebilir ve dinleyebiliriz. Sağ-sol gibi düşünceleri beni hiç ilgilendirmiyor. Yeter ki bakılması gereken doğru açıyı yakalayalım. Bağlama enstrümanı Türkiye’nin 7 bölgesinde farklı şekillerde yıllardır hep karşımıza çıkmıştır. Şekli değişmiştir ama telli bir çalgı olduğu için ruhumuza hitap eder. Sanatçının şarkı veya türkünün sözlerini eklemesiyle bizim belki de dillendiremediğimiz duygularımız ortaya çıkar. 2012 yılında rahmetli kayınvalidem Sevim Özer kanser hastalığı ile cebelleşirken, Volkan Konak’tan “Cerrahpaşa” adlı şarkıyı dinlemiş ve çok beğenmiştim. O günlerde hastalığa çare bulamıyorduk. Tek yapabildiğimiz şey dua etmekti. Diyor ya şarkının sözlerinde: “Herkesin bir derdi var, durur içerisinde. İnandık doktorlara, öyle böyle dediler. Ayrılık defterini elimize verdiler” Bu şarkı o acılı günlerimizde bizim hislerimize tercüman oluyordu. Eşim, annesini kaybetmenin acısını hala yaşıyor ve bu yüzden Cerrahpaşa’yı ne zaman dinlesem o günler aklıma gelir. Onun için müzik evrensel, sanatçılar hangi görüşte olursa olsun, hangi mesajı vermeye çalışırsa çalışsın, bizim için duyguları anlatması önemli. Biz kapıyı açar isek ancak içeri girebilir. Yoksa herkesin bir derdi var. Yok diyenler kesin yalan söylüyordur!

BAYRAMIN ARDINDAN

Ramazan Bayramını geride bıraktık. Bayram öncesi tüm dostlara, büyüklerimize ve arkadaşlara bayram mesajı gönderdim. Geri dönüşlerin içinde bir tanesi beni çok mutlu etti. Eski vekillerimizden birisi köşe yazısını okuduktan sonra şunları yazmış: “Şehrin hikayesini ve yaşayanlarının hikayelerini aramak, bulmak yerel basınının asli görevlerinden olsa gerek diye düşünürüm hep. Şehir her insana ve her basın erbabına açılır mı? Sırrını açar mı? Zannetmiyorum. Ama bizim şehir Hasan Okçu’ya açılıyor. (Veya erbab-ı kamil açıyor) biz de okuyoruz. Bayram öncesi bayram tadında bir yazı. Kalemine sağlık” Övünmeyi veya birinin kendisini övmesini hiç mi hiç sevmem ama Kütahya’nın bize yani bana açılması, derdini veya yaşadığı duyguları anlatması gerçekten benim için kıymetli. Bana açılanlar, benim doğru olanlarını yani toplumun yararına olanlarını gündeme taşıyacağımı çok iyi biliyorlar. Hepsini taşımak çoğu zaman zor olsa da ben Kütahya’yı seviyorum ve sevmeye devam edeceğim. Gazetedeki son yazıda KADİM Vakfı yöneticilerinden Fatih Elifoğlu’ndan bahsetmiştim. “Hızır mısın oğlum” başlıklı yazıda biraz Fatih kardeşimizi gündeme taşımıştık. Öğrendim ki şimdi her gören Fatih kardeşimize hızır mı acaba diye bir yoklama çekiyormuş.

ORTA PARMAĞIN TARİHİ!

Toplumuzda birilerine orta parmağı göstermek abesle iştigaldir. Bu hareketi kimse pek tasvip etmez ama bunun da meğer bir tarihi varmış! Alıntı olarak sizlerle paylaşıyorum: Orta parmak göstermek, İngiliz ve Fransızlar arasındaki 7 yıl savaşları (1756-1763) sonrasında ortaya çıkmış. Sebebi ise; boyutları neredeyse 2 metreye ulaşan okları en rahat orta parmakla atan İngilizleri yakalayan Fransızlar, okçuların orta parmaklarını kesmeye başlamış. Karşılık olarak orta parmakları kesilmeyen İngiliz okçular da orta parmaklarını gösterirlermiş ki, bu da “hala savaşabiliyorum” anlamına gelmekteymiş. Yani sonuç olarak argo bir el hareketi olarak bilinen “orta parmağın” tarihi buralara kadar dayanıyormuş.

SEVDİĞİM SÖZLER

Rakamlar hiç yalan söylemez!

Ama, yalancılar hep rakam söyler!

Yazarın Diğer Yazıları
MOBİL REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.