DOLAR
47,7111
EURO
55,1881
ALTIN
6.660,55
BIST
13.779,39
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kütahya
Parçalı Bulutlu
31°C
Kütahya
31°C
Parçalı Bulutlu
Pazar Açık
30°C
Pazartesi Az Bulutlu
30°C
Salı Az Bulutlu
31°C
Çarşamba Az Bulutlu
31°C

Unutamadığım Kadın!

08.03.2025 17:51
320
A+
A-

Dünya Kadınları Günü’ne ithafen, unutamadığımız ve şahitlik ettiğimiz bir haber anısını sizlere aktararak başlayalım bu yazıya. Yıllar önceydi, TV’lerde yardım derneklerinin faaliyetlerini çok izlediğimiz zamanlarda, bu derneklerden bir tanesi ekibiyle birlikte Kütahya’ya geldi. Yanlış hatırlamıyorsam Parmakören köyüne gitmiştik. O dönemde Parmakören henüz mahalle olmamıştı. Neyse, evin önüne yardım derneğinin kamyonu yanaştı ve sunucu elinde mikrofonu ile zile bastı. Kapıyı 65 yaşın üzerinde bir kadın açtı. İşte o kadın, benim yıllar sonra bile unutmayacağım bir kadın olacaktı.

Uzatmadan hikayesini anlatayım sizlere: Kocası felçli olduğu için pencerenin önünde sürekli sekide (divanda) yatıyor. Kızı ve engelli torunları ile birlikte tek odası olan (1+0) eski bir köy evinde yaşamaya çalışıyorlar. İhtiyaç sahibi oldukları her hallerinden belliydi.

Tek bir odada, bir kadın, kocası ve kızı ile iki engelli torunu! Duvara asılı bir yer sofrası ve yine duvara dayalı bir büyük leğen (banyo yapmak için) kurutulmuş biber ve kabaklar, dolap olmadığı için kenara katlanıp konulmuş yorgan ve döşekler. İşte böyle bir evde tam 5 kişi yaşamaya çalışıyordu.

Muhtemelen sofra da, yatak da, banyo da ayı evin, pardon odanın içinde yapılıyordu. Önce kızının hikayesini dinledik. Kızı, yıllar önce bir evlilik yapmış ama kocası onu bırakarak başka bir kadınla yanlış hatırlamıyorsam Antalya’ya gitmiş. İki engelli çocukla ortada kalınca, annesinin yanına gitmiş.

Ve o unutulmaz kadının hikayesine gelelim: Dedim ya, kocası felçli ve pencerenin yanında kendisi için hazırlanan divanda veya yer yatağında sürekli yatıyor. Kadın kocasının yemeğini yediriyor, temizliğini yerinde yapıyor, su içiriyor vs vs. Ama sonuçta eşi felçli ve yatalak.

Yardım derneğinin sunucusu sordu: Eşiniz niye felç oldu teyze?

Teyze’den cevap: Hapis yattı yıllarca, orada kendine bakamamış, üşütmüş ve ayrıca çok üzülmüş. 8 yıl yattıktan sonra çıktı ama kısa süre sonra felç oldu. 12 yıldır bakıyorum kendisine. Bugünlere şükür!

Sunucu’dan bir soru daha: Eşiniz neden hapse girdi?

Cefakar teyze, büyük bir soğukkanlılıkla: Babamı öldürdüğü için hapse girdi!

Oda da hepimiz şok olduk. Sunucu ağlamaya başladı ve soruların devamını getiremedi.

Bu nasıl vicdandır, babanızın katiline bebek gibi bakıyorsunuz. Üstelik bu adam felç ve yatalak!

Daha sonra sorduğumuz sorulara hep Allah’a şükrederek cevap verdi. Köyde tarla-bahçe işlerinde çapalama, meyve-sebze toplama işlerinde başka insanlar için çalışarak para kazandıklarını, bu hallerine şükrettiğini söyledi teyze.

İşte bu kadın benim meslek hayatımda büyük bir öneme sahiptir. Vicdanımın bir yerlerinde hep vardı, ve var olmaya devam edecek. Bilmiyorum, halen yaşıyor mudur? Belki muhtara sorup öğrenmek lazım ama aradan nereden baksanız, 20-25 sene geçti.

KALIP KIRICI ESİN GÜRAL ARGAT

KUTSO Başkanı olduktan sonra çok yol kat etti, Esin Güral Argat. Göreve ilk geldiğinde odayı İstanbul’dan mı, yoksa Kütahya’dan mı yönetecek sorularına muhatap oluyordu. Bu sorular direkt yüzüne sorulmasa da mırıldanıyordu insanlar. Ekim 2022’de Türkiye’nin ilk kadın TSO Başkanı olurken, yolu belki meşakkatliydi, zordu, yapabileceğine inanmayanlar da vardı. Esin Hanım, enerjisi ve kararlı duruşu ile odayı bırakın Kütahya’dan yönetmeyi, gerektiğinde Altıntaş ilçesinden bile yönetmeyi başardı. Hem Gürok’taki görevi, hem de KUTSO’daki görevi nedeniyle önemli bir misyon da üstlendi. Kadınlara hem rol model, hem de öncü olmaya çalıştı. Bu noktada yapılan projelerle kadınlarda farkındalık oluşturdu. Hatta bir projesi bakanlık tarafından çok beğenildi ve tüm Türkiye’de uygulanmaya başladı. Kadınlara pozitif ayrımcılık için çok akıllı dokunuşlar yaptı. Belki ilk etapta biz bile bunların farkında değildik. Ama şimdi taşlar yerine oturdukça, yapılan çalışmaların kıymetini çok iyi anlıyorum. Esin Hanım, 8 Mart Kadınlar Günü nedeniyle bir açıklama yapmış ve 8 Mart’ın toplumsal dönüşüm için yükselen bir ses olduğuna dikkat çekmiş. Asırlardır verilen mücadeleye güçlü bir omuz veriyor. Zorluklarla karşılaşsa da bu işlerin altından bir şekilde kalkıyor. Kendi ifadesiyle adeta bir kalıp kırıcı gibi çaba sarf ediyor. Daha güçlü ve sürdürülebilir bir gelecek için toplumun tüm potansiyelinin geçmesi gerektiğini söyleyen Esin Hanım, bunun yolunun da kadınların ekonomiye, bilime, sanata ve yönetime tam katılımını sağlamaktan geçtiğini söylüyor. Ve şuna inanıyor: Gerçek eşitlik sağlandığında 8 Mart sadece bir anma günü değil, hak edilmiş bir kazanımın kutlaması olacak. Çünkü gerçekler değişmeden, dünya değişmez diye de ekliyor.

BAŞKASININ GAZETESİNİ OKUYAN KIZ!

Afyon’da “Kudret” adlı yerel gazeteyi çıkarmakta olan Cüneyt Mollaoğlu, 1950 yılının Mayıs ayında bir trene binerek Eskişehir’e doğru yola çıkar… Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri çalışan bir trenin kompartımanında, Cüneyt Bey’in yanına Kütahya Garı’nda bir kız çocuğu oturur.

Cüneyt Bey cebinden gazetesini çıkarır, okumaya başlar; kız çocuğunun gözü de gazete sayfalarındadır. Akrabası sinirlenerek dirseğiyle dürter, “Evladım ayıptır başkasının gazetesi okunmaz, yapma etme.”

Ama çocuk gazeteyi okumaya devam eder, üstelik bununla da kalmaz,

Cüneyt Bey’e dönüp “Siz bitirdikten sonra gazetenizi ben okuyabilir miyim?” diye de sorar.

Çocuğa refakat eden akrabası çok bozulur bu duruma, kızın kulağına eğilip,

“Sen ne terbiyesiz bir kızsın, tanımadığın bir adamın gazetesi alınır mı?” der.

Konuşulanları duyan Cüneyt Bey gülümseyerek gazetesini çocuğa verir ve ardından “Okumayı seviyor musun?” diye sorar.

Tarlalar arasından akıp giden trende bir sohbet başlar, gazeteci ve kız çocuğu arasında.

Cüneyt Bey anlar ki yol arkadaşı, okumayı çok seven, kitaplara ilgi duyan bir çocuktur. Sohbet esnasında çocuk ona masallar yazdığını söyler, bu daha da hoşuna gider Cüneyt Bey’in. “Peki,” der, “yazdığın masallardan birini bana gönderir misin? Eğer uygun görürsem gazetede basarım. Ama masalını mutlaka daktiloyla yazıp göndermen gerekir.”

Bu sözler çok heyecanlandırır kız çocuğunu, masalının bir gazetede basıldığı düşüncesi günlerce süsler hayallerini. Ama daktilo, ulaşılması zor bir araçtır o günlerde; her yerde bulunmaz, ancak devlet dairelerinde,  okullarda vardır.

Kız çocuğu, “Nereden, nasıl daktilo bulacağım?” diye düşünürken bir gün Kütahya’da, adliye önünde çalışmakta olan arzuhalcileri görür. Arzuhalciler, okuma yazma bilmeyen insanların devlet dairelerindeki işlerine dilekçe yazan, daktiloyla geçinen emekçi insanlardır. Küçük kız arzuhalcilerin yanına gider ve  “Benim bir masalım var, el yazısı, onu size getirsem bana daktiloda yazar mısınız?” diye sorar. “Tamam,” der arzuhalci, “ama 2 lira alırım.”

2 lira o zaman büyük bir para, hele ki bir çocuk için.

Ama kararlıdır kız çocuğu; haftalar boyunca harçlıklarını saklar, almak istediği karamelaları, bisküvileri yemez, içmek istediği gazozları içmez ve o parayı biriktirip yazdığı hikâyeyi arzuhalciye daktilo ettirerek gazeteye gönderir. Yayımlanan ilk öyküsü budur.

Ki yıllar sonra bu ülkenin çocuk edebiyatının en ünlü, en saygın ismi olacaktır.

O kız çocuğunun adı, çok sevilen kitaplarının kapağında “Gülten Dayıoğlu” yazmaktadır.. KÜTAHYALI ÇOCUK KİTAPLARI YAZAR GÜLTEN DAYIOĞLU HEMŞEHRİMİZ…

Gülten Dayıoğlu, “Kudret” gazetesinde yayımlanan ilk öyküsünü kaybeder. Gazeteye başvurup arşivinden öyküsünü bulmak ister ancak gazete binasının yandığını öğrenir.

Ne gariptir ki Dayıoğlu, gazetede yayımlanan ilk öyküsünde bir baca temizleyicisini anlatmıştır.

Gülten Dayıoğlu ailesiyle beraber İstanbul’a gelir ve ortaokula başlar. Türkçe öğretmeni onun edebiyata olan ilgisini kısa sürede keşfeder. Bir gün, Türkçe dersindeyken müfettiş gelir sınıfa.

Öğretmen ders anlatırken müfettiş, Gülten Dayıoğlu’nun yanına oturur.

Ders bittiğinde, sınıftaki çocuklar teneffüse çıkarken, öğretmen Gülten Dayıoğlu’nu müfettişle tanıştırmak için durdurur.

“Biliyor musunuz Müfettiş Bey, bu çocuk edebiyatla çok ilgili ve inanıyorum ki ileride çok büyük bir yazar olacak.” Müfettiş, çocuğa bakar ve şöyle söyler: “Madem edebiyatı bu kadar seviyor, o zaman bu çocuğu kütüphanede görevlendirelim.”

Gülten Dayıoğlu o müfettiş sayesinde kütüphanede görevlendirilir ve raflardaki kitapları tek tek okumaya başlar. O gün derse giren müfettiş, Reşat Nuri Güntekin’dir…

SEVDİĞİM SÖZLER

Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği,

dinleyenin de yararlandığı sözdür

Yazarın Diğer Yazıları
MOBİL REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.