Babam merdiveni 90’a dayadığı için son zamanlarda hastane koridorları hayatımızın önemli bir parçası hâline geldi. Her gidişimizde farklı bir hikâyenin içinden geçiyor, farklı bir insanla tanışıyor, farklı bir duyguya dokunuyoruz. Babamın sağlık problemiyle mücadele ederken aslında hastanelerin sadece tedavi merkezleri değil; hayatın, insanlığın ve duyguların birleştiği yerler olduğunu yeniden anladım.
Yaklaşık on gün boyunca Kütahya Şehir Hastanesi’nde kalan babamın tedavi sürecinde en büyük desteğimiz olan Doç. Dr. Sertaş Eraslan’a gönülden teşekkür etmek istiyorum. Biz endişeyle koştururken, o sakinliğiyle, bilgisiyle ve güven veren yaklaşımıyla bizi hep rahatlattı. Bazen bir doktor sadece bir hastayı değil, bütün bir aileyi iyileştirir. Babamın iyileşme yolunda attığı her adımda Sertaş Bey’in emeği büyük.
Hastanede kaldığımız günlerden birinde kapıdan içeri müftülükten bir görevli girdi. Doktorların bedeni tedavi ettiğini, kendilerinin ise hastaların ruhuna dokunmak için orada olduğunu söyledi. Meğer Şehir Hastanesi ile İl Müftülüğü arasında yapılan bir anlaşmayla, haftanın dört günü hastalara ücretsiz manevi destek veriliyormuş. Görevlinin zarafeti, diksiyonu, duruşu… Hepsi o hizmetin kıymetini gösteriyordu.
Bir yandan vücudu iyileştiren doktorlar, diğer yandan ruhu onarmaya çalışan bir ekip…
Bu şehrin insanına sunulan bu hizmetin ne kadar değerli olduğunu görünce İl Sağlık Müdürümüzden İl Müftümüze kadar emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkür etmek gerekiyor.
Hastane koridorlarında dinlediğim bir başka konu da Şehir Hastanesi ile Evliya Çelebi Devlet Hastanesi arasında özel bir ambulans yoluna duyulan ihtiyaçtı. Çünkü hastalar sık sık iki hastane arasında nakil ediliyor ve bu nakiller normal trafiğin içinde yapılıyor. Oysa sadece ambulansların kullanacağı bir yol olsa; zaman kazanılır, süreç hızlanır, hasta da sağlık personeli de rahatlar. Bu önerinin ilgililer tarafından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
EEG çekimi için yaşadığımız durum da dikkat çekiciydi. Evliya Çelebi Devlet Hastanesi’nde hem yetişkinlere hem çocuklara çekim yapılırken, Şehir Hastanesi’nde sadece çocuklara çekildiğini öğrendik. Hastayı yerinden kaldırmadan, bulunduğu hastanede bu işlemin yapılması çok daha doğru olur. Umarım bu konuda da gerekli adımlar atılır.
Bir teşekkür de Şehir Hastanesi Müdürü Ceylan Özel’e…
Yoğun temposunun arasında yüzünden tebessümü eksik etmeyen, hem çalışanlara hem hastalara aynı nezaketi gösteren, kurumun görünen-görünmeyen her işini sahiplenerek koşturan bir yönetici… Yükü ağır ama enerjisi, dinamizmi ve çözüm odaklı yaklaşımıyla bu yükün hakkını fazlasıyla veriyor. Kendisine kolaylıklar diliyorum.
Ve tüm bu koşuşturmaların, tedavi süreçlerinin, hastane odalarının arasında iki acı haber aldık…
Aragonit ailesinin babası Bekir amca ve Gürok Grup ailesinin annesi Yıldız teyze, bu dünyadan sessizce ayrıldılar.
Hastaneden fırsat bulup her iki cenazeye de katıldım. Musalla taşının başında gördüklerim beni derinden etkiledi.İkisini de ne çok seven varmış meğer…
Son yolculuklarında yalnız bırakmayan, dua eden, saf saf dizilip namazlarını kılan, ailelerine taziyede bulunan yüzlerce insan…
İnsan yaşarken ne ekerse, veda ettiğinde de onu biçiyor.
Allah hepimize belli bir ömür vermiş; asıl mesele bu ömrü nasıl yaşadığımız.
Hani meşhur söz vardır:
“İnsan doğarken ağlar ama önemli olan öldükten sonra arkandan ağlatabilmektir.”
Ardından gülünmesi hiçbir şey ifade etmez; esas olan kalplerde yer bırakabilmektir.
Bekir amcaya ve Yıldız teyzeye Allah’tan rahmet; Eskioğlu ve Güral ailelerine başsağlığı ve sabırlar diliyorum.
Hastane günleri insana çok şey öğretir.
Hem hayatın geçiciliğini, hem insanın kıymetini…
Bir yanımızda yaşamak için verilen mücadele, diğer yanımızda sonsuzluğa uğurlanan güzel insanlar…
Bu hafta bir kez daha anladım ki; sağlık sadece bedenin değil, ruhun da meselesi.
Ve insan, iyi yaşadıysa; yokluğunda bile iyilik bırakır bu dünyaya.
Sevdiğim Sözler
Elinizi uzatmadığınız hiç kimseye, dilinizi de uzatmayın!