DOLAR
47,7111
EURO
55,1881
ALTIN
6.660,55
BIST
13.779,39
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kütahya
Açık
30°C
Kütahya
30°C
Açık
Pazartesi Parçalı Bulutlu
30°C
Salı Az Bulutlu
31°C
Çarşamba Az Bulutlu
32°C
Perşembe Az Bulutlu
30°C

Şehri Ayağa Vizyon Mu, Gönül Mü Kaldırır?

18.04.2026 18:39
431
A+
A-

Bazı insanlar vardır; makamlarıyla değil, ortaya koyduklarıyla anılır. Görevden ayrıldıklarında sessizliğe gömülmez, aksine gerçek etkilerini o zaman gösterirler. İşte Mustafa Önsay tam da böyle bir isim. Adalet ve Kalkınma Partisi önceki dönem Kütahya il başkanı… Ama bugün onu tanımlayan unvan bu değil. Bugün onu özel kılan şey; başında bulunduğu GRTC ve Kadim Vakfı ile ortaya koyduğu vizyon, kurduğu gönül bağı ve harekete geçirdiği toplumsal ruh. Dikkatle izleyenler fark ediyor… Görevi bıraktıktan sonra geri çekilen değil, daha da ileri çıkan bir profil var karşımızda. Üstelik bunu yaparken ne bir beklenti ne de bir hesap söz konusu. Sadece samimiyet, sadece inanç ve güçlü bir ekip ruhu… Bugün en çok eksikliğini hissettiğimiz şey de bu değil mi zaten? Birlik… Beraberlik… Dayanışma… Bunları konuşmak kolay. Ama yaşatmak, işte orası zor. Mustafa Önsay ve ekibi ise zor olanı tercih ediyor. Üstelik bunu bir “proje” gibi değil, bir “gönül işi” gibi yapıyorlar. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada paylaşılan bir video… Ve o videoyla birlikte Kütahya’nın kalbinde yeniden atmaya başlayan bir tarih: Germiyan… Haziran ayında düzenlenecek Germiyan Şenliği, sadece bir etkinlik değil. Bu şehir için bir hafıza tazelemesi, bir kimlik hatırlatması, bir ruh çağrısı. Bir düşünün… Kütahya sokaklarında Germiyanoğulları’nın izleri yeniden canlanıyor. Osmanlı çadırları kuruluyor, tarihi sokaklarda atlı birlikler dolaşıyor, geçmişin izleri bugünün insanıyla buluşuyor… Belki o dönemi yaşamadık. Ama o ruhu hissetmek mümkün. Ve işte bu projeyi kıymetli kılan da tam olarak bu: Geçmişi sadece anlatmak değil, yaşatmak. Bugüne kadar Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından büyük şehirlerde düzenlenen “Kültür Yolu Festivalleri”nin dışında kalan Kütahya için bu çalışma adeta bir boşluğu dolduruyor. Hatta belki de daha özgün, daha yerli ve daha derin bir hikâye anlatıyor. Çünkü bu proje, dışarıdan gelen bir organizasyon değil. Bu proje, bu şehrin içinden çıkan bir heyecanın ürünü. “Germiyan Beyliği Yaşayan Miras Projesi” sadece bir etkinlik takvimi değil; aynı zamanda Kütahya’nın kültürel kimliğini yeniden inşa etme çabası. Ve açık konuşalım… Böyle işler herkesin harcı değil. Vizyon ister. Cesaret ister. En önemlisi de inanmış bir ekip ister. Mustafa Önsay’ın en büyük başarısı belki de tam burada yatıyor. Sadece projeler üretmek değil, o projelere inanan insanları bir araya getirmek. Yeter ki niyet olsun. Yeter ki gönüller birleşsin. O yüzden bu şehir için böyle isimler kıymetlidir. Mustafa Önsay, her eve lazım…Her projeye lazım… Her şehre lazım… Çünkü bazı insanlar sadece iş yapmaz, iz bırakır. Ve bazı projeler sadece etkinlik değildir, bir şehrin kaderine dokunur. Germiyan Şenliği de işte tam olarak böyle bir adım. Şimdiden hissedilen heyecan bile bize şunu söylüyor: Kütahya, geçmişini hatırladıkça geleceğini daha güçlü kuracak.

Kütahya’da “YAMAN” Hizmetler

Kütahya’nın kalbinde, çoğu zaman fark etmeden yanından geçip gittiğimiz ama aslında bir şehrin vicdanını temsil eden yerler vardır. Geçtiğimiz hafta, Eyüp Kahveci’nin üç aylık değerlendirme toplantısı vesilesiyle işte tam da böyle bir yerle tanıştım: Yamantürk Engelli ve Yaşlı Gündüz Yaşam Merkezi. Bu kez toplantının adresi belediye binası değildi. Belki de bu yüzden daha anlamlıydı. Çünkü masa başında anlatılan projeler yerine, doğrudan hayatın içine dokunan bir hizmetin ortasındaydık. Temelleri önceki dönem belediye başkanı Alim Işık zamanında atılan bu merkez, bugün artık sadece bir proje değil; yaşayan, nefes alan bir sosyal dayanışma örneği haline gelmiş. Merkezi gezerken en çok dikkatimi çeken şey ne modern cihazlar ne de fiziki imkanlardı. Asıl farkı yaratan, orada çalışan insanların yaklaşımıydı. Samimi, içten ve sabırlı… Yaş almış ya da engelli bireylerle kurdukları bağ, bu merkezin gerçek gücünü oluşturuyor. Çünkü mesele sadece bakım değil. Mesele, insanın yalnız bırakılmaması. Bugün hepimiz yoğunuz. Hayatın temposu içinde en sevdiklerimize ayıracak zaman bulmakta zorlanıyoruz. Anne babalar, çocuklar… Herkes bir koşuşturmanın içinde. Ve gün geliyor, en kıymetlilerimiz günün büyük bölümünü yalnız geçirmek zorunda kalıyor. İşte Yamantürk tam bu noktada devreye giriyor. Sabah bırakılan bir hayat, akşam yeniden aile sıcaklığına teslim ediliyor. Bu bile başlı başına büyük bir huzur. Üstelik burada verilen hizmetler yalnızca temel bakım ile sınırlı değil. Sağlık takibinden fizyoterapiye, ergoterapiden psikolojik desteğe kadar geniş bir yelpaze sunuluyor. İnsan onuruna yakışır bir yaşam standardı oluşturulmaya çalışılıyor. Merkezi gezerken geçmiş dönem belediye başkanlarından Burhan Mereyer’in de burada tedavi gördüğünü öğrendik. Daha da önemlisi, tedaviye olumlu yanıt verip zaman zaman yöresel müzik eşliğinde oyun oynadığını duymak… Belki de bu merkezin ne kadar doğru bir iş yaptığının en somut göstergesiydi. Ama her güzel hikayenin bir eksik yanı vardır. Bu merkez, iyi niyetle kurulmuş, doğru işletilen ama kapasite olarak yetersiz kalma riski taşıyan bir yer. Talep arttıkça mevcut alanın yetmeyeceği çok açık. Sayın Başkan’ın ifade ettiği 25 bin metrekarelik ek alan, aslında bu hikayenin devamı için bir zorunluluk. Burada bir başka güzellik daha var: dayanışma. Merkezdeki birçok bölümün hayırseverler tarafından yaptırılmış olması, Kütahya’nın hala güçlü bir vicdana sahip olduğunu gösteriyor. Bu vicdanı gösteren tüm hayırseverlere ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Belki de şimdi o vicdanı biraz daha büyütme zamanı. Çünkü bu merkez büyümeli. Sonuç olarak… Yamantürk’te gördüğüm şey sadece bir sosyal tesis değildi. Orada gördüğüm şey; yaşlıya saygı, engelliye destek, gence umut ve şehre vizyondu. Şimdi mesele şu: Bu hikayeyi büyütmek mi, yoksa olduğu yerde bırakmak mı? Karar, hepimizin.

Askıda Bilet Olmaz Mı?

Toplantı sonrası Başkan Kahveci ile yaptığımız sohbet de en az ziyaret kadar dikkat çekiciydi. Kütahya’nın yeniden beş milletvekili çıkarabilmesi için ihtiyaç duyduğu 15 bin nüfus konusu gündeme geldiğinde aklıma üniversite öğrencileri geldi. Şehirde on binlerce genç yaşıyor ama çoğu burada “resmi olarak” yok. Oysa doğru teşviklerle bu tablo değişebilir. Bir örnek verdim: Kızımın okumakta olduğu Muğla’da öğrenciler ikametlerini taşıdıklarında sembolik ücretlerle ulaşım imkânı bulabiliyor. Kaç lira biliyor musunuz? Evet, sadece 1 TL. Biz neden yapmayalım? Hatta bir adım daha ileri giderek bir öneride bulundum: “Askıda bilet.” Nasıl ki bir dönem askıda ekmek, askıda pide ve şimdilerde de askıda fatura toplumsal dayanışmanın en güzel örneklerinden biri olduysa; Kütahya’da da öğrenciler için askıda ulaşım projesi neden olmasın? Hayırseverlerin destek vereceği, gençlerin şehre bağlanmasını sağlayacak bu model, sadece ulaşımı değil aidiyet duygusunu da güçlendirebilir. 50 bini aşkın öğrencimize tüccarlarımız, sanayicilerimiz, esnaflarımız hepsi eminim destek olacaktır. Bir diğer önerim ise şehrin sosyal yaşamına dairdi. Yedigöller Parkı, Kütahya’nın en önemli cazibe alanlarından biri olarak ön plana çıkıyor. Yönetim yeni sezon yaklaşırken, ciddi atılımlar yapıyor. Ancak potansiyeli hâlâ tam anlamıyla değerlendirilmiş değil. Neden bu alanda, şehrin tarihini ve kültürel mirasını anlatan bir “mini Kütahya” kurulmasın? İstanbul’daki Miniatürk benzeri bir proje, hem turizme hem de şehir bilincine ciddi katkı sağlayabilir.

Hepimiz Sınıfta Kaldık!

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan üzücü olayları ekran başında izledik. İçimiz burkuldu, “bir daha olmasın” dedik. Ama gerçek şu ki; sadece üzülmek yetmiyor. Bu tür olaylar, toplum olarak bize bir ayna tutuyor. Ve o aynada gördüğümüz tablo pek iç açıcı değil. Açık konuşalım… Biz bu sınavdan geçemedik. Karnemiz zayıf. Sınıfta kaldık. Peki şimdi ne yapacağız? Her zamanki gibi birkaç gün konuşup unutacak mıyız? Yoksa gerçekten ders çıkarıp bir şeyleri değiştirecek miyiz? İşte tam bu noktada sorumluluk başlıyor. Üstelik sadece bir kesimin değil, hepimizin omzunda. En tepeden en aşağıya kadar… Devlet yöneticilerinden öğretmenlere, anne babalardan sokaktaki vatandaşa kadar herkesin kendine dönüp sorması gerekiyor: “Ben üzerime düşeni gerçekten yapıyor muyum?” Çünkü mesele sadece güvenlik değil. Mesele sadece yasa da değil. Mesele insan yetiştirmek. Bugün yaşadığımız birçok sorunun temelinde, değerlerimizden uzaklaşmak yatıyor. Oysa bu toprakların mayasında güçlü bir kültür, köklü bir ahlak anlayışı var. Örfümüz, adetimiz, büyüklerimizin bize bıraktığı miras… Ama biz ne yaptık? Bu mirası çocuklarımıza aktarmakta yeterince başarılı olamadık. Çocuk büyütmeyi sadece yedirmek, içirmek, iyi okullarda okutmak sandık. Oysa en önemli kısmı ihmal ettik: İnsan yetiştirmeyi… Ahlaklı, dürüst, vicdan sahibi, merhametli… Ve en önemlisi, vatanını seven bireyler yetiştirmeyi… Bugün sokakta gördüğümüz her yanlışın, her taşkınlığın, her kaybın arkasında aslında bu eksiklik yatıyor. O yüzden artık “ah vah” demeyi bırakmalıyız. Şapkayı önümüze koyup gerçekten düşünmeliyiz. Geçiştirmemeliyiz. Ertelememeliyiz. Çünkü söz konusu olan şey; sadece bugünün problemi değil, yarının kaderidir. Unutmayalım… Bu çocuklar, bu gençler bizim geleceğimiz.

Onları kaderine terk etmek, aslında kendi geleceğimizi karartmaktır. Mustafa Kemal Atatürk’ün o veciz sözü aslında her şeyi özetliyor: “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.” Daha fazla söze gerek var mı? Herkes görevini en iyi şekilde yaparsa… Aile, okul, devlet ve toplum aynı hedefte buluşursa… İşte o zaman bu sınavdan geçeriz. Ve bir daha aynı acıları izlemek zorunda kalmayız. Şimdi karar zamanı: Ya yine unutacağız, ya da gerçekten değişeceğiz.

SEVDİĞİM SÖZLER

Tabutu küçücük kucaklasan götürürsün, acısı koca dev omuzlasan yıkılırsın!

Yazarın Diğer Yazıları
MOBİL REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.