Yine bir 10 Ocak…
Yine Çalışan Gazeteciler Günü…
Ve yine içi dolu, boğazı düğümlü cümleler.
Bu mesleği yapanların artık kendilerini “farklı gösteren” değil, başkaları tarafından farklı görülen insanlar olmasını istiyorum. Alkışlanan, takdir edilen, değer verilen; ama en çok da nezaket gören insanlar olmasını istiyorum. Çünkü saygı talep edilmez, kazanılır. Nezaket hatırlatılmaz, hak edilir.
Ama bugüne baktığımda üzülüyorum.
Samimi meslektaş sohbetlerinde hep aynı konu açılıyor: Sorunlar.
Masaya yatırıyoruz, konuşuyoruz, dertleniyoruz…
Sonra ne oluyor?
Sorunlar masada kalıyor.
Bir daha kimse elini sürmüyor. Ta ki yeniden gündeme gelene kadar…
O gün tekrar masaya yatırılıyor, tekrar masada kalıyor.
Bu bir kısır döngü ve en çok da mesleğin itibarını tüketiyor.
Artık sınır koymayı öğrenmek gerekiyor.
Çünkü sınır koyduğunuzda kazanıyorsunuz.
Değerli oluyorsunuz.
Size saygı duyuluyor, nezaket gösteriliyor.
Bazı insanlar sevilmenin kendilerinden kaynaklandığını sanıyor.
Oysa acı bir gerçek var:
Sevilen çoğu zaman siz değil, verdiğiniz hizmet, yani mesleğiniz.
İş bittiği an, o sevgi de bitiyor.
Sayın’lar, başkan’lar, dostum’lar kayboluyor.
Sonra ne oluyor biliyor musunuz?
Çayın şekeri bitiyor.
Çayın şekeri bitince de herkes bardağa küsüveriyor.
İşte tam da bu yüzden gazetecinin mesleğini sevmesi gerekiyor.
Severek yapması, örnek olması gerekiyor.
Her ortamda, her koşulda hem kendini hem de meslektaşlarını en iyi şekilde temsil etmesi gerekiyor.
Bu işler iki fotoğraf çektirmekle,
“İstişare yaptık” demekle olmuyor.
Biz bu şehrin hafızasıyız.
Bazen şehrin kaderine dokunuyoruz.
Bazen görevini yapmayanları harekete geçiriyoruz.
Bazen iyi işler yapanları alkışlıyor, motive ediyoruz.
Bunları unutmamak gerekiyor.
Çünkü mesele bugünü kurtarmak değil, yarına iyi bir isim bırakmak.
Kütahya’nın duayen sanayicisi Nafi Güral’ın fabrika duvarlarında asılı bir söz vardır:
“Üretimin kalitesi, üretenin kalitesini temsil eder.”
Gazetecilik için de bundan daha doğru bir cümle yoktur.
Yaptığınız haber, yazdığınız köşe, kurduğunuz cümle;
sizin kim olduğunuzu anlatır.
Bu düsturla bakarsak doğrularımızı da yanlışlarımızı da daha net görürüz.
Elbette kusurlar sökük gibidir;
Göreni de olur, öreni de…
Ben meslek hayatım boyunca hep ören olmaya çalıştım.
Başarılı olduğum da oldu, başarısız olduğum da…
Ama bakış açım hiç değişmedi.
Daha güzel 10 Ocak’larda buluşmak dileğiyle…
Çalışan gazeteciler günümüz kutlu olsun.
Peki ya çalışmayanlar?
Onlarınki de kutlu olsun.
Biz yine gören değil, ören tarafta kalalım.
Unutmayın…
Bir jilet keskindir ama ağaç kesmez.
Bir balta güçlüdür ama insan tıraş etmez.
Her güç, her keskinlik yerinde ve ahlakıyla anlamlıdır.
Gazetecilik de öyle…
Yanlış elde güçtür, doğru elde vicdan.